Geçmişte Gelecek Var Diyenler
 
Topluluk Sahipleri
Topluluk Açıklaması
Tarih Araştırmalarında Yöntem ve Teknikler dersi için oluşturulmuştur. Topluluğun kısa adı GeçGev'dir
 

En beğenilenler

Tunç Türel 28 Şubat 2015 Cumartesi 14:08
Tarih Yazımında Hümanist Yaklaşıma Kısa Bir Bakış

Hümanizm, Latince humanitas kelimesinden gelmekte olup, kelime anlamıyla insan doğası ve medeniyet anlamlarını taşımaktadır. Terim, XVIII. yüzyılın ortalarına kadar genellikle septem artem liberales[1] üzerine ders veren öğretmenleri[2] ve klasikleri (Yunan ve Roma) ifade etmek için kullanılmıştır. Fransız Devrimi ile beraber ideolojik bir anlam kazanmış; merkeze, inançları ve dogmaları ile değil, ratiosu ile insanı koymuştur. Hümanizm, insanı mantığını kullanıp, kritiksel düşünebilen bir varlık olarak ön plana koyan felsefi ve etik bir duruştur[3]. İnsan ihtiyaçları, yetenekleri ve ilgileriyle ön plandadır, doğaüstü bir kenara itilir.

Antike hümanizmi

Yunan filozoflar Demokritos (İ.Ö. 450-370) ve Epikouros’un (İ.Ö. 341-270) etik ve davranış üzerine olan görüşleri doğaüstündeki bir yere değil, içinde yaşadığımız doğal dünyaya dayanmaktaydı. Onların görüşleri Roma dünyasını ve ardından gelecek yüzyılları da etkilemiştir: örneğin Lucretius (İ.Ö. 100-55) De Rerum Natura’da güneşin, yıldızların, hayvanların ve insanların şans eseri meydana gelmiş, mevcudiyetlerinin tamamen materyal olduğunu söylemiş; tam tersini iddia eden dini ise bir batıl inanç olarak görmüştür.

Ünlü Romalı devlet adamı, avukat ve yazar Cicero (İ.Ö. 106-43) ise mektuplarında ve diğer eserlerinde humanitas kelimesini hem eğitim alanında hem de günümüzdeki anlamıyla kullanmıştır. [4] Augustus dönemi tarihçilerinden Livius ise Roma’nın kuruluşundan gününe kadar ele aldığı tarih kitabının daha giriş kısmında, Roma’nın Romulus tarafından efsanevi kuruluşuna ithafen büyük imparatorlukların temellerinin efsanelere dayandırılmasının normal karşılanabileceğini yazmış ama doğruluğunun oranı hakkında kesin bir yorum yapmak yerine bunu okurlara bırakmıştır. Herodotos’un Historia’sında Truva Savaşı için Helen’in Paris tarafından kaçırılma efsanesi de yazar tarafından reddedilmiş ve koca bir savaşın sebebinin kanıtlanamayan bir masala dayandırılmasını inandırıcı bulmadığını belirtmiştir. Collingwood’un The Idea of History adlı eserinde yazdığı gibi Hıristiyanlık öncesi Antik Çağ tarihçisine göre insan, zekasının işleyişiyle eylemlerini denetleyip kendi yazgısını yaratan bir varlıktı.

Bruni ve hümanist tarihçiliğin (yeniden) doğuşu

Floransa doğumlu Leonardo Bruni (1370-1444) çevirileri ve araştırmalarının da yardımıyla antik tarihçilerin izinden giderek, “her şey Tanrı’nın isteği sonucu oldu”cu Hıristiyan ve Orta Çağ bakış açısından çıkarıp, tarihe hümanist bir yaklaşımı (geri) kazandırmıştır. Historiarum Florentini populi libri isimli, Floransa şehrinin Caesar ya da Sulla tarafından kuruluşundan gününe kadarki tarihini ele alan Bruni böylece Antik, Orta ve Yeni Çağ’I bir arada alan ilk tarihçi olmuş, bunun yanında sadece seküler olaylara da yer verip her şeyin sebebi ve sonucunu insane bağlayarak “ilk modern tarihçi” olarak da tanımlanmıştır. Bruni aynı zamanda, insanın yaptıklarını (tarihini) teoloji ve metafizikten ayrı tutan studia humanitatis kavramının da yaratıcısıdır. Bruni’den sonra humanist yaklaşım tarih alanında Kant gibi mantığı yeğleyen Alman filozoflar ve tarihçiler tarafından da ilham alınmıştır.

Nasıl ve neden hümanist yaklaşım?

Hümanist tarihçi İskender’in Pers seferindeki zaferlerini de, Hitler’in sebep olduğu acıları da insanlığın ortak başarısı ve başarısızlığı olarak görür. O, yazarken partizanlık yapmamalı ve taraf seçmemelidir. Hümanist tarih yazarı da tam bu açıdan eserini kaleme alır: çatışmalara hümanist açıdan yaklaşır; bir tarafa ait değildir, insanları ve grupları kalemiyle mahkum etmez, o sadece eylemlerin yargıcı olur.

Dini çerçeveden tarih yazan Hıristiyan bir yazar İslam ordularının 642’de İskenderiye kütüphanesini içinde Kur’an-ı Kerim varsa da yoksa da emir üzerine yakmalarını inancına bir saldırı olarak kaleme alacak iken, hümanist bir yazar bunun sadece ganimet veya korku yaratma amaçlı bir saldırı olabileceğini, çünkü güç ve zenginlik isteğinin insan doğasının bir parçası olduğunu belirtecektir. (Bkz. Hümanistin doğaüstünü kenara itişi).

Eğer kaynaklar ele alınan olay üzerinde hemfikir değillerse ve/veya yeterli kaynak yoksa tarihçi bu boşluğu örnekteki gibi kendi ideolojisinden çıkacak fikirlerle dolduracaktır ve bu da her tarihçide farklılık gösterecektir. Okur, böyle metinlere her zaman dikkatle yaklaşmalıdır.

Bugün Orta Doğu’da IŞİD’in yaptıkları gibi: İslama antipati besleyen bir yazar bunu İslam’ın Hıristiyanlık’a karşı açtığı bir savaş olarak görüp, örgütün yaptıklarını tüm Müslümanlara mal edebilecekken, hümanist bakış açısına sahip yazar olanları, sadece örgüt üyelerinin suçları olduğunu kabul edip, onları insan doğasındaki en kötü ve acımasız duyguların kontrolü altında hareket eden varlıklar olarak görecektir.

Hümanist yaklaşım yapılan iyi-kötü tüm eylemleri insan doğasının bir parçası olarak görür. Peki yazma ve yorumlama işi Yahudi Soykırımı gibi ciddi bir konuya gelince yazar böylesine ekstrem bir eylemde Hitler’e hümanist açıdan nasıl yaklaşacaktır? Dahası objektifliğini nasıl koruyacaktır? Kimi tarihçilere göre insanlığının bütününü öylesine etkileyen olaylarda yazar, hümanist olsun olmasın, kişiye karşı jüri, yargıç ve cellat olmalıdır. Kimilerine göreyse konu sadece olmuş, tarihin bir parçası olarak ele alınmalı, yaklaşılacak bakış açısı ve yorum okura bırakılmalıdır.

Hümanist yaklaşım artıları da olsa eksileri olan bir yaklaşımdır. Hümanizm hiç bir zaman bir felsefe olmadı; ne temellerinin atıldığı Antike’de ne de doğduğu Rönesans’da. Hümanistler hiç bir zaman onu bir felsefeye döndürme çabasında da bulunmadılar. O her zaman bir bakış açısıydı, insanların olaylara bakarken takacakları bir gözlük idi. Modern tarihçinin görevi, kişisel kanaatimce, eserini ele alırken tek bir gözlük takarak olaylara o açıdan bakması değil, olabildiğince farklı açıdan bakabilmesi ve bir harmoni yaratıp olabildiğince en uygun tarihi yazmasıdır. Hangi yaklaşım daha doğru diye sorulursa cevap basittir: hepsi doğru ve hepsi yanlış. Sonuçta hümanist yaklaşım, yazarı için ne kadar doğru ise marksist yaklaşım da o açıdan yazan yazar için o kadar doğrudur.

[1] Septem artem liberales trivium (gramer, mantık, retorik) ve quadrivium (aritmetik, geometri, müzik, astronomi) olmak üzere iki gruba ayrılmaktaydı.
[2] Nicholas Mann (1996). The Origins of Humanism. Cambridge University Press. s. 1–2.
[3] British Humanism Association’daki geniş kapsamlı ve güncel hümanizm açıklaması için bakınız https://humanism.org.uk/humanism/
[4] “İnsanların vahşi hayvanlarmışçasına doğada bulunduğu zaman vardı. İşlerini mantığın değil, bedensel gücün önderliğinde görüyorlardı. Dini bir inanç sistemi ve sosyal görev duygusu hiç bir şekilde gelişmemişti.” Cicero, De Inventione I. I:2

Bibliyografya ve önerilen okumalar

Demiriş, B. Annales'te Beliren Tarihçiliği ve Hümanizmi ile Tacitus. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Epicurean Resources. http://www.epicurus.net/en/resources.html
Fryde, E. (1983). The Beginnings of Italian Humanist Historiography: The "New Cicero" of Leonardo Bruni. içinde E. Fryde, The Development of Florentine Humanist Historiography in the 15th Century içinde (s. 32-53). Londra: The Hambledon Press.
Fryde, E. (1983). The Revival of a 'Scientific' and Erudite Historiography in the Earlier Renaissance. E. Fryde, The Development of Florentine Humanist Historiography in the 15th Century içinde (s. 1-31). Londra: The Hambledon Press.
Herrick, J. (2005). Humanism: An Introduction. Prometheus Books.
Joy, L. S. (1988). Humanist Historiography. Gassendi the Atomist, 23-80.
Khwaja, J. (2004). Towards a Humanist Approach to History. Economic and Political Weekly, 1373-1377.
Tacitus. (1937). Annals. Loeb Classical Library.
Livius, Ab Urbe Condita. Loeb Classical Library.
Ullman, B. L. (1973). Leonardo Bruni and Humanistic Historiography. In B. L. Ullman, Studies in the Italian Renaissance (s. 321-343). Roma: Edizioni Di Storia e Letteratura.

Bibliyografyada belirtilen bazı eserlere online olarak ulaşabileceğiniz adresler:
Tacitus - Annals http://www.gutenberg.org/ebooks/7959
Livius - Ab Urbe Condita http://www.gutenberg.org/ebooks/19725
Khwaja - Towards a Humanist Approach to History http://www.jstor.org/discover/10.2307/4414826?sid=21105482020271&uid=70&uid=2&uid=4&uid=3739192&uid=2134
Şeyda Şerife Arabacı 28 Şubat 2015 Cumartesi 22:54
Sayın Hocam, Sevgili Grup Üyeleri, Pozitivist Tarih Anlayışı ile ilgili yazdığım ve derste bahsettiğim yazıyı aşağıda bulabilirsiniz. Kolay gelsin, İyi çalışmalar.
DÜZENLEME: Kaynakçada bahsedilen eserlerin linkleri verilmiştir.

GİRİŞ
Tarihçilik, bilimsellik açısından en büyük ilerlemesini 19. yüzyılda yapmıştır. Bu çalışmamızda 19. Yüzyılda olguların gözlemlenmesinden yola çıkılarak hazırlanan doğa bilimleri yöntemlerini sosyal bilimlere aktarmak isteyen pozitivist yaklaşımı ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız, Pozitivist Tarih Yaklaşımı başlığı altında incelenmekte olup iki bölüm halinde ele alınacaktır. İlk bölümde tarih felsefesinin ne olduğuna kısaca değinildikten sonra ikinci bölüm pozitivist tarih anlayışı başlığı altında pozitivizmin ne olduğu ve pozitivist tarih anlayışının nasıl bir metot olduğundan bahsedilmiştir. Bunları yaparken ise ansiklopedi, araştırmalar, dergilerden yararlanılmıştır. Başta Zeki Velidi Togan’ın eseri olmak üzere, kaynakçada belirtilen bu konu ile ilgili araştırmacıların eserlerinden yararlanılmıştır.
Çalışmamızda 19. yüzyılda ortaya çıkan önemli metotlardan biri olan pozitivist tarih yaklaşımının nasıl bir metot olduğunun anlaşılması hedeflenmiştir.

I.BÖLÜM:
TARİH FELSEFESİ
Tarih felsefesi nedir? Tarih felsefesi insan topluluklarının değişmesini ve tekâmülünü idare eden genel kanunların araştırılmasına yahut bu evrimin anlamı ve insanlığı geleceği üzerinde fikirler ileri sürülmesidir. Daha geniş anlamıyla felsefe tarihinin nedenlerini, ilke alarak tarihî hadiselerin genel sebeplerinin açıklanmasıdır. Tarih felsefesi iki anlamı bulunmakla birlikte ilki, dünya tarihine yönelen bir felsefe uğraşıdır. İkinci anlamı tarihsel bilgi eleştirisidir. Tarih felsefesi teorileri zaman içerisinde oluşmuştur. Bu yaklaşımlardan biri olan, pozitivist tarih yaklaşımını size açıklayacağım.
II. BÖLÜM:
POZİTİVİST TARİH ANLAYIŞI
A. POZİTİVİZM
Öncelikle pozitivizm kavramına değinmek istiyorum. Pozitivizm İslam Ansiklopedisine göre geçerli bilgiyi olguların bilgisinden ibaret gören ve metafizikle dinî bilgiyi geçersiz sayan felsefe akımı olarak tanımlanmaktadır. Bir başka tanımda ise, pozitivizm (olguculuk) doğru bilgiye olayların incelenmesiyle ulaşılabileceğini ve bu tür bilgileri yalnızca deneysel bilimlerin sağlayabileceğini ileri süren bir felsefe sistemi olarak açıklanmaktadır. Pozitivizm Fransızca “positif” kelimesinden türetilmiştir. Positif, “gerçek, olgu, kesin, kanıtlanmış, olumlu” gibi anlamlara sahiptir. Terimi ilk defa sosyalist düşünür Claude Henri de Saint Simon kullanmıştır. Pozitivizmin kendi adıyla bir teori haline gelmesinde en büyük pay, hiç kuşkusuz Auguste Comte’undur. Auguste Comte 1798-1857 yılları arasında yaşamını sürdürmüştür. Mark Gılderhus’un Comte’un felsefesi ve şahsı hakkında söyledikleri ise şöyledir:
“Comte’un felsefesi, bir dereceye kadar -bir kısmı biraz acayip olan- kişisel tecrübelerinden neşet etmişti. Gerçekten de o, periyodik delilik nöbetlerinin birinden muzdaripken, temel bir prensip olan Üç Aşamanın Kuralları’nı oluşturan temel kavrayışları elde etmişti. Çocukken yaşadığı mutsuz aile hayatının kurbanı olan Comte, Paris, Ecole Polytechnigue’te matematik okumak üzere evden kaçmış, Roma Katolikliğini terk etmiş ve uzun süre Fransız ütopyacı sosyalist Henri de Saint – Simon’un etkisinde kalmıştır. Dengesizlik ve tuhaflık düzeyinin, daima Comte’un özel hayatına yansımasına ve bir insanlık dinine bağlılığı gibi, kimi zaman, dindarlığın sıra dışı biçimlerinde ifadelerde bulunmasına rağmen o, pozitivizm adı verilen engin bir felsefî sistem ortaya koyabilecek entelektüel zenginliğe sahipti.”
Ayrıca Pozitivizmin tarihsel kökeni itibariyle genel olarak Aydınlanmacı düşünürlere kadar geriye gidebilir. Pozitivizm 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tüm Avrupa’da yaygınlık kazanmıştır. 19.yüzyılda sosyal pozitivizm ve evrimci pozitivizm olarak iki farklı kola ayrılmıştır.
Comte tarafından kurulan sosyal pozitivizm bilimin yöntemini ve sonuçlarını kullanmak suretiyle daha âdil bir sosyal örgütlenmenin sağlanabileceği düşüncesine dayanmaktadır. Öncülüğünü İngiliz filozofu Herbert Spencer’ın yaptığı evrimci pozitivizm ise toplum ve tarih kavramı üzerine değil, doğa kavramı üzerine temellendirilmiş olup özellikle fizik ve biyoloji alanlarını esas almıştır.

B. POZİTİVİST TARİH ANLAYIŞI
Tarihte Pozitivizm, tarih araştırmalarında toplumsal ve tabii ilimler yolunu izlemek fikrinden ortaya çıkmıştır. Comte’un 1839’da yayımlanan “Cours de Philosophie Positive” isimli eseri ile pozitivizm görüşü belirginleşmiş ve tarihte tabiatüstü etkenlerin tesirini tanımlamaktadır.
Comte’un oluşturduğu düşünsel dizge tarihle ilişkilidir. Gerçi Comte’un, kendi bilimler dizgesi içinde tarih adıyla bir bilime yer vermemesine ve onun yerine sosyolojiyi geçirmesine karşın, özellikle ilerleme düşüncesini içeren sosyal dinamiğin anlaşılabilmesi için tarih bir yöntem olarak kullanılmıştır. Tarih, Comte’un tasarımında, hem bir araç hem de bir üst belirleyici olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel yöntemi kullanan toplumbilimci insanlığın gelişiminin yasalarını araştırır. Comte toplum bilimini, doğa bilim tipine göre konumlandırır.
Comte’un “Üç Hal Yasası’na” göre; insanlık üç aşamadan geçer:
1.Teolojik Aşama: İnsanlık doğal olguları doğaüstü güçlerin bir eseri olarak görmektedir.
2.Metafizik Aşama: İnsanlık doğal olguları birtakım soyut güçlerin eseri olarak görmektedir.
3.Pozitif Aşama: Doğal olguların fizik ötesine atıfta bulunan mutlak sebeplerini araştırmayı terk ederek olguların işleyişini yöneten doğa yasalarını keşfetmeye yöneltmektedir.
Bu aşamalar insanlık tarihine ait ilerlemenin zorunluluğunu ifade etmektedir.
Comte’a göre insan topluluklarının geçirdikleri devirler, sosyopsikolojik şartlara göre ortaya çıkar. Bir ülke halkının uygarlık tarihi içinde geçirdiği devirlerin mahiyeti insanlık tarihinin gelişimi ile karşılaştırılarak anlaşılabilir. Comte, tarihte kişilerin rol ve etkilerine çok fazla yer vermez. Ona göre kişilere fazla önem verilerek yazılan tarihî eserler roman niteliğindedir. Tarihte ilmî bir çalışma yapabilmek ancak olayların ortaya çıkış sebeplerini ve olaylara etki eden faktörleri doğru bir şekilde incelemek ve anlamakla mümkün kılınabilir.
Pozitivizmin tarih pratiği açısından doğuracağı sonuçlar açıktır. Tarihçinin ilk görevi, geçmiş hakkında olguya dayalı bilgi toplamaktır; birincil kaynaklara eleştirel yöntem uygulayarak doğrulanmış olgulardır bunlar ve geçmişin nasıl açıklanacağını ya da yorumlanacağını belirler. Bu süreçte tarihçilerin inançlarına ve değerlerine yer yoktur; onları ilgilendiren yegâne şey olgular ve olgulardan mantıksal olarak çıkan genellemelerdir. Pozitivist tarihçilerin nasıl çalışacağı konusunda Mark Gılderhus’un belirttikleri ise şöyledir:
“ Pozitivist aşamada ilk ya da son sebep üzerinde gereksiz spekülasyonlara gerek duyulmayacaktı. Tarihçiler bunun yerine, pozitivist prensipleri kullanarak tüm dikkatlerini, bilinebilir konular üzerinde yoğunlaştıracak ve olaylar arasında değişmez ilişkileri ileri süren kanunvârî düzenlemeleri aydınlatmaya çalışacaklardı. Sırayla gerçekleşecek olan bu aşamalar, teolojik ya da metafizik tahminlere değil, gerçek dünyanın deneysel gözlemlerine dayanacaktı.”
Tarihin sadece pozitivist bir biçimde yorumlanması pozitivist tarihçiler elinde, Avrupa merkezli siyasal eğilimlerin önemli bir aracı haline gelmiştir. Auguste Comte’un gözünde tarihin başlangıcı tarihin başlangıç noktası Avrupa deneyimi idi; dışsal olaylar, olgular, bilimsel veriler hepsi de bu coğrafi bölgeden kaynaklanıyordu. Ayrıca, 19. Yüzyıl pozitivist tarihçileri olayların gelişiminde genel yasalar arıyordu. Bu düşünce biçiminin siyasal anlamı “en ileri halkların gelişimi” ekseninin incelenmesidir.
Pozitivist tarihin hata ve eksikliklerine değinecek olursak:
Pozitivizm, tarihi de doğa bilim modeline göre kurmak isterken, büyük ölçüde dayandığı F. Bacon’ın düşüncelerinden birisini atlamıştır. Bacon, doğal olgular ve tarihsel olaylar arasında tam bir ayırım yapıyor ve “bilim” in rastlantısal ve düzensiz olaylar yığını olarak tarihsel olayları konu olarak alamayacağını, bu yüzden onun yasalar elde etmeye elverişli düzenli doğal olgular üzerinde kurulabileceğini belirtmişti ve bu nedenle historia’yı bilimler sisteminin dışına bırakmıştı.
Bacon’a rağmen, 19. Yüzyıl pozitivizmi, doğa bilimlerine duyulan büyük güvenle, tarihi de bir “yasa bilimi” olarak konumlamak istemiştir. A. Comte’a göre böyle bir bilim,
“ tüm geçmişi, bireysel ve kolektif doğamızın bağlı olduğu sabit yasalara göre sağın (eksakt) olarak açıklama” yı hedef edinecektir. Böyle bir bilim tüm tarihsel olayları bu yasalara bağlı bir gelişim içinde ele alacak ve “tüm büyük tarih çağlarını” bu temel gelişimin belirli evreleri olarak betimleyecektir.” Ama böyle bir “yasa bilimi”, artık klasik anlamıyla histografya değil, bir sosyoloji olabilir. Gerçekten de Comte, kendi bilimler sistemi içinde tarih adıyla bir bilime yer vermez; onun sisteminde tarihin yerini sosyoloji alır.
Böylece tarih araştırmaları doğal bilimlerle eşit olarak değerlendirilebilirdi. Yeni toplum bilimi ayrıca tarih eğitiminin de çerçevesini çizecekti. Bu açıdan bakıldığında pozitivist bir düşünür, pozitivist anlamda ayrılmış ve atomik bir niteliğe sahip olan ve kişinin dışında kalan olgular hakkında fikir yürütmemelidir. Tarihin hammaddesini bir laboratuar bulgusu ya da bir araç haline getirmek, pozitivisti dışsal olaylara öncelik tanımaya itti ve bunun sonucunda düşünce tarihinin bizzat kendisinin doğrudan ya da dolaylı olarak olaylara neden olduğunu kabul edemez hale geldi. İşte bu nedenledir ki pozitivist tarihçilik, eski usulün etkisiyle tarihi siyaset tarihi ile özdeş görme hatasına düştü ve sanat, din ve bilim tarihini göz ardı etti. Ayrıca şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Pozitivizm romantik akımı reddeden bir yaklaşım olarak yorumlanmamalıdır. Çünkü pozitivist tarihçilik akımı romantizmin katkılarıyla şekillenmiştir.
Comte’un sınıflandırmasına göre tarihin kronolojik ilerlemeci aşamaları, yani teolojik, metafizik ve bilimsel aşamalar günümüz dünyası ülkelerinin coğrafi, toplumsal ve kültürel koşullarına uymaktadır. Bu ülkelerin özgünlüğü ancak perfectionnement ( eksiksizleşme) derecelerine gönderme yaparak belirlenebilmektedir. Böylece tarihin en önemli bir özelliği olan zaman kavramı, bilimsel görecelik içinde anlamını yitirmektedir. Bu nedenle de ortaya şu sonuç çıkmaktadır: geçmiş ancak bugüne dikkatlerimizi yoğunlaştırmak amacıyla çalışılır.
19. yüzyılda Osmanlı aydını Batı felsefesinde iki karşıt akım olan Alman idealizmi ve Fransız Pozitivizmi karşısında tercihini pozitivizmden yana kullanmıştır. Sosyolojinin ülkemizde kabul görmesinin en önemli sebebi bütün Osmanlı aydınının, Batılıların hasta adam dediği Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtarma düşüncesiydi.
Bu dönemde: Prens Sabahattin Le Play sosyolojisini, Ahmet Rıza Comte’nin pozitivist sosyolojisini, Ziya Gökalp Emile Durkheim sosyolojisinin takipçileri oldular. Bu dönemde Ahmet Vefik Paşa, Rıza Tevfik ve Cavit Bey tarihe pozitif gözle bakmaya çalışmışlardır. Bedri Nuri ve Mustafa Satı ‘da Ulum-u İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası adlı aynı dergide pozitif anlayışın gelişmesi ve yaygınlaşması için çaba sarf ettiler. Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti de Comte’un fikirlerinden etkilenmiş ve “ Progress et Unitte” düşüncesinden ismini almıştır. Tarih bağlamında Osmanlı pozitivistleri üzerinde Gustave Le Bon etkili olmuştur.
Cumhuriyet’in tarih anlayışı, bu gelenek üzerine inşa edildi. Bu Pozitivist aydınlanmacı tarih yaklaşımının Türkiye’de ilk temsilcileri Cumhuriyet’in ilk tarihçi kuşağından Enver Ziya Karal, Bekir Sıtkı Baykal, Reşat Kaynar ve Tarık Zafer Tunaya’dır. Bu tarihçiler, Osmanlı son dönemini pozitivist aydınlanmacı bir tarzda ele alıp incelemişlerdir.
19. yüzyıl pozitivizminde, bir yandan Comte’da olduğu gibi tüm tarihi evrelere bölen ve ilerleme düşüncesinin egemen olduğu bir bütüncül tarih felsefesine rastlanırken; öbür yandan tarih yazıcılığını doğa bilimi örneğine göre bir yasa bilimi olarak kurma eğilimi ağır basar. Ama her iki durumda da, yani hem tarih felsefesi düzleminde, hem de tarih biliminin felsefesi düzleminde, 19. Yüzyıl pozitivizminde de, Almanya’da olduğu gibi, başlıca sorunun theoria- historia karşıtlığını aşmak olduğu söylenebilir. Bu aşma denemesi Almanya’da daha çok bir “rasyonalist İdealizm” ile yapılırken, 19. Yüzyıl pozitivizmi, doğa bilimini örnek alan bir “tarihsel natüralizm” e başvurur.




SONUÇ
Tarih araştırmaları yapılırken, kullanılan metodolojik yöntemler önem arz etmektedir. Çalışmamız pozitivist tarih yaklaşımının kapsamı, yönteminin ne olduğu üzerinedir. Pozitivistler, özel ya da bireysel olaylara yoğunlaşmaktan ziyade, dikkatlerini insanî işlerin birliği ve benzerliği üzerinde yoğunlaşmışlar ve böylece aynı tür deneyimler birbirine bağlayan değişmez ilişkileri kurmuşlardır. Bilimin rastlantıya ve düzensiz tarihsel yığınlarına dayalı olarak yapılamayacağı, ancak yasalar elde etmeye elverişli düzenlilikler içinde geliştirilebileceği ve adlarla dolu tarih düşüncesinin işe yaramayacağını savunan, Auguste Comte’un eserleri ile doruğa ulaşan pozitivizm, pozitivist tarih anlayışı, pratiği eksiklikleri, iyi yönleri, sınırlılıkları hangi tarihçilerin bu yaklaşımı takip ettiği değinilmiştir.
Çalışmamızdan hareketle pozitivizm, pozitivist tarih yaklaşımının nasıl bir metot olduğunun ve nasıl bir çalışma ele alınabileceğinin sonucu çıkarılabilir.

DİPNOTLAR

1 İsmail Özçelik, Tarih Araştırmalarında Yöntem ve Teknikler, Nobel Yayınları, Ankara 2011, s.32.
2 Veysel Sönmez, “ Auguste Comte (1798-1857) Pozitivizm (Olguculuk)” Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi, sayı:3 (2010), s.161.
3 Mark Gılderhus, Tarih ve Tarihçiler Tarih Yazıcılığına Giriş, çev: Emine Sonnur Özcan, Birleşik Yayınevi, Ankara 2011,s.97.
4 İlhan Kutluer, “Pozitivizm”, İslam Ansiklopedisi, C.34, TDV Yayın ve Matbaacılık, Ankara 2003, s.335.
5 Kubilay Aysevener – E. Müge Barutca, Tarih Felsefesi, Cem Yayınevi, İstanbul 2003, s.58-59.
6 İsmail Özçelik, a.g.e, s.35.
7 John Tosh, Tarihin Peşinde, çev: Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları (3. Baskı), İstanbul 2008, s. 130.
8 Mark Gılderhus, a.g.e., s.98.
9 Doğan Özlem, Tarih Felsefesi, İnkılâp Yayınları (8.Baskı), İstanbul 2004, s.151.
10 Büşra Ersanlı Behar, İktidar ve Tarih Türkiye’de “Resmi Tarih” Tezinin Oluşumu (1929-1937), Afa Yayınları, İstanbul 1992, s.30.
11 Büşra Ersanlı Behar, a.g.e, s.30-31.
12 Doğan Özlem, a.g.e, s.153.

KAYNAKÇA:
BEHAR ERSANLI, Büşra, İktidar ve Tarih Türkiye’de “Resmi Tarih” Tezinin Oluşumu (1929-1937) Afa Yayıncılık, İstanbul,1992 http://www.kaynakca.info/eser/295211/iktidar-ve-tarih-turkiye-de-resmi-tarih-tezinin-olusumu-1929-1937
GILDERHUS, Mark, Tarih ve Tarihçiler Tarih Yazıcılığına Giriş, Çeviren: Emine Sonnur Özcan, Birleşik Yayınevi, Ankara, 2011
KUTLUER, İlhan, “Pozitivizm”, İslam Ansiklopedisi, C.34,TDV Yayın ve Matbaacılık, Ankara, 2003 http://www.kaynakca.info/eser/239568/diyanet-islam-ansiklopedisi
ÖZBARAN, Salih, Tarih, Tarihçi Ve Toplum, Tarih Vakfı Yurt Yayınları(2.Baskı), İstanbul,2005 http://www.kaynakca.info/eser/275897/tarih-tarihci-ve-toplum
ÖZÇELİK, İsmail, Tarih Araştırmalarında Yöntem ve Teknikler, Nobel Yayınları, Ankara, 2011 http://www.kaynakca.info/eser/296978/tarih-arastirmalarinda-yontem-ve-teknikler
ÖZLEM, Doğan, Tarih Felsefesi İnkılâp Yayınları (8.Baskı), İstanbul,2004 http://www.kaynakca.info/eser/290162/tarih-felsefesi
SÖNMEZ, Veysel, “ Auguste Comte (1798-1857) Pozitivizm (Olguculuk)” Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi, sayı:3 (2010)
ŞİMŞEK, Ahmet, Tarih Nasıl Yazılır? Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2011 http://www.kaynakca.info/eser/942276/tarih-nasil-yazilir
TOGAN, Zeki Velidi, Tarihte Usul, Enderun Yayınevi(4. Baskı), İstanbul,1985 http://www.kaynakca.info/eser/1271285/tarihte-usul
TOSH, John, Tarihin Peşinde, Çeviren: Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları (3. Baskı), İstanbul, 2008 http://www.kaynakca.info/eser/272989/tarihin-pesinde


NOT: Yukarıda bahsi geçen yazarlara aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.

Ziya GÖKALP = http://www.kaynakca.info/kisi/79634/ziya-gokalp
Enver Ziya KARAL = http://www.kaynakca.info/kisi/77357/enver-ziya-karal
Tarık Zafer TUNAYA = http://www.kaynakca.info/kisi/110140/tarik-zafer-tunaya

Tüm yorumlar