×
Önerim var
Türkiye Kaynakçası - kaynakca.hacettepe.edu.tr
Ana Sayfa
Kaynakça Nedir?
S.S.S
İletişim
×
Mesajınız başarıyla kaydedilmiştir.
Gönder
Üye Ol
ÜYE GİRİŞİ
Facebook ile giriş
Beni Hatırla
Üye Ol
|
Parolamı Unuttum
Doğrulama e-postası gelmedi
05 Temmuz 13:07
Yağız Fatih Nazlıer
Peripheral Nerve: Health and Medicine in Cold War Latin America ed. by Anne-Emanuelle Birn and Raul Necochea Lopez
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 13:05
Yağız Fatih Nazlıer
Bodies in Blue: Disability in the Civil War North by Sarah Handley-Cousins
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:55
Yağız Fatih Nazlıer
Beyond Nightingale: Nursing on the Crimean War Battlefields by Carol Helmstadter
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:53
Yağız Fatih Nazlıer
Mad Dogs and Other New Yorkers: Rabies, Medicine and Society in an American Metropolis, 1840–1920 by Jessica Wang
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:52
Yağız Fatih Nazlıer
Making Space for the Dead: Catacombs, Cemeteries, and the Reimagining of Paris, 1780–1830 by Erin-Marie Legacey
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:50
Yağız Fatih Nazlıer
Frances Burney and the Doctors: Patient Narratives Then and Now by John Wiltshire
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:48
Yağız Fatih Nazlıer
The Clean Body: A Modern History by Peter Ward
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:46
Yağız Fatih Nazlıer
The Age of Intoxication: Origins of the Global Drug Trade by Benjamin Breen
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:44
Yağız Fatih Nazlıer
A New Order of Medicine: The Rise of Physicians in Reformation Nuremberg by Hannah Murphy
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:42
Yağız Fatih Nazlıer
Roads to Health: Infrastructure and Urban Wellbeing in Later Medieval Italy by Guy Geltner
adlı eseri ekledi.
05 Temmuz 12:40
Yağız Fatih Nazlıer
Hippocrates Now: The “Father of Medicine” in the Internet Age by Helen King
adlı eseri ekledi.
03 Temmuz 21:56
Yağız Fatih Nazlıer
The Hidden Affliction: Sexually Transmitted Infections and Infertility in History ed. Simon Szreter (review)
adlı eseri ekledi.
03 Temmuz 21:53
Yağız Fatih Nazlıer
In Sickness and in Health: Expert Discussions on Abortion Indications, Risks, and Patient-Doctor Relationships in Postwar Poland
adlı eseri ekledi.
03 Temmuz 21:51
Yağız Fatih Nazlıer
“I’m at My Rope’s End”: Suicide in New Orleans, 1920-1940
adlı eseri ekledi.
03 Temmuz 21:48
Yağız Fatih Nazlıer
From Embryotomy to Cesarean: Changes in Obstetric Operatory Techniques in Nineteenth- and Twentieth-Century Urban Brazil
adlı eseri ekledi.
03 Temmuz 21:41
Yağız Fatih Nazlıer
“Not Just for Doctors Anymore”: How the Merck Manual Became a Consumer Health “Bible”
adlı eseri ekledi.
01 Temmuz 09:38
Ozan Örmeci
Current Trends in Turkish-British Relations
adlı eseri düzenledi.
01 Temmuz 09:38
Ozan Örmeci
Current Trends in Turkish-British Relations
adlı eseri düzenledi.
01 Temmuz 09:37
Ozan Örmeci
Current Trends in Turkish-British Relations
adlı eseri ekledi.
26 Haziran 18:06
Ozan Örmeci
Uluslararası Siyasetin Merkezinde Kıbrıs
adlı eseri düzenledi.
26 Haziran 18:05
Ozan Örmeci
Uluslararası Siyasetin Merkezinde Kıbrıs
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 15:02
Yağız Fatih Nazlıer
Epidemics Have Lost the Plot
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:59
Yağız Fatih Nazlıer
Reconsidering the Dramaturgy
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:55
Yağız Fatih Nazlıer
Epidemics and Disability
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:53
Yağız Fatih Nazlıer
Epidemics from the Perspective of Professional Nursing: Beyond Germs, Public Health, and Pot Banging
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:49
Yağız Fatih Nazlıer
Epidemic Time: Thinking from the Sickbed
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:44
Yağız Fatih Nazlıer
Notes from the Field: Teaching the History of Epidemics in the Midst of the SARS-CoV-2 Pandemic
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:36
Yağız Fatih Nazlıer
Outbreak: Epidemics in a Connected World, National Museum of Natural History, Washington, DC, May 18, 2018-November 2021
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:33
Yağız Fatih Nazlıer
Rashes to Research: Scientists and Parents Confront the 1964 Rubella Epidemic U.S. National Library of Medicine
adlı eseri ekledi.
21 Haziran 14:30
Yağız Fatih Nazlıer
A Trilingual Medical Compendium from Medieval Oxford, Now in the Collection of the State Library Victoria
adlı eseri ekledi.
Ebusuud Efendi
Ebusuud Efendi
Paylaş
HOCA ÇELEBİ olarak da bilinir, tam adı MEHMED EBUSSUUD EL-ÎMADI (d. 30. Aralık 1491, İskilip - ö. 23 Ağustos 1574, İstanbul), Osmanlı şeyhülislamı, fıkıh ve tefsir bilgini. Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed'in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunu-dur.
HOCA ÇELEBİ olarak da bilinir, tam adı MEHMED EBUSSUUD EL-ÎMADI (d. 30. Aralık 1491, İskilip - ö. 23 Ağustos 1574, İstanbul), Osmanlı şeyhülislamı, fıkıh ve tefsir bilgini. Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed'in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunu-dur.
İstatistikler
Yorumlar
Aldığı Atıflar
Eserleri
Özgeçmiş
HOCA ÇELEBİ olarak da bilinir, tam adı MEHMED EBUSSUUD EL-ÎMADI (d. 30. Aralık 1491, İskilip - ö. 23 Ağustos 1574, İstanbul), Osmanlı şeyhülislamı, fıkıh ve tefsir bilgini.
Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed'in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunu-dur. Önce babasından, sonra Müeyyedzade Abdurrahman Efendi ile Karamanlı Şeyyid Süleyman'dan ders aldı. 1516'da İnegöl İshak Paşa Medresesi'ne müderris olarak atandı. 1520'de bu görevinden alındı. Kısa süre sonra Davud Paşa, 1522'de Mahmud Paşa, 1525'te Gebze, ertesi yıl Bursa ve 1528'de de İstanbul Fatih sahn-ı seman medreselerinin müderrisliklerine getirildi. 1533'te önce Bursa, sonra İstanbul kadısı oldu. 1537'de Rumeli kazaskerliğine yük-seldi. 1545'te şeyhülislamlığa getirildi ve yaşamı boyunca bu görevde kaldı.
Osmanlı şeyhülislamları arasında daha çok verdiği fetvalarla tanınan Ebussuud Efendi, özellikle Batmiliği benimseyen mutasavvıflara karşı koydu.
Ebussuud Efendi'nin Türkçe, Farsça ve Arapça 20'den fazla yapıtı vardır. Bunlann en ünlüsü îrşadü'l-Akli's-Selim ila Mezaya'l-Kurani'l-Azîm (1858-59, 2 cilt) adlı Arap-ça Kuran tefsiridir. Ünlü fetvaları ise Şeyhül-islam Ebusuud Efendi Fetvaları (1972, yay. haz. E. Düzdağ) adıyla derlenerek yayımlanmıştır.
Ebussuud Efendi şiir de yazmıştır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Tek başına bir ordu...Ebussuud Efendi
O gün Süleymaniye Camii cemaate dar gelir. Muazzam kalabalığın bir ucu Mercan yokuşundadır, bir ucu Vefa sokaklarında. Kolay değil bir devre mührünü vuran sultan, Muhteşem Süleyman yoktur artık. Ebussuud Efendi “Allah için namaza” diye bağırır, Mübelliğler haykırırlar “Er kişi niyetine” Ses dalga dalga yayılır uzaklara.
Kanûni, Zembilli Ali Efendi, İbn-i Kemâlpaşa, İmam-ı Birgivî gibi zirvelerin sohbetinde yetişir. Yahya Efendi gibi bir derya ile süt kardeştir. Eh böylesi biri ölümü çok düşünse gerektir. Nitekim kabrini sağlığında kazdırır. Ölmeden toprağını avuçlar, fatihalar okur kendi mezarına.
SEN KENDİNİ KURTARDIN AMA...
Sultanın naaşı tam mezarına bırakılacaktır ki, elindeki çekmeceyi tabutun yanına sıkıştırmaya çalışan bir saray ağası Ebussuud Efendi’nin dikkatini çeker, mübârek derhal müdahale eder “Dur bakayım!” der, “Neler oluyor orada?”
-Bu emaneti mezara bırakmam gerek.
-Olmaz! Böyle bir şey caiz değil.
-Sultanımız vasiyyet ettiler ama.
-Vasiyyet mi? İçinde ne var acaba?
-Bilmiyorum efendim.
-Ver bakayım şu çekmeceyi.
Adamcağız uzatır, Şeyhülislâm uzanır. Lâkin tam o sıra kalabalık dalgalanır, çekmece yere düşer. Ortalığa yüzlerce kâğıt yayılır. Ebussuud Efendi bunlardan birini eline alır. Altında kendi mührünü görmez mi? Gözü kararır, rengi uçar. Benzinde tek damla kan kalmaz, bildiğiniz kül kesilir. Hemen oracığa çöker, yumruklarını şakaklarına dayar. Zor duyulan bir sesle “Ah Süleyman ah!” der, “Sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?”
İKİ GÖZDE ELÇİ
Ali Kuşçu ve Mustafa İmâdi Uluğ Bey’in yanında yetişmiş birer zirvedirler. Hem gökleri kitap gibi okur, hem de hastalıkları teşhis ederler. Şairdirler, ediptirler. Tarihi, coğrafyayı iyi bilirler. Timuroğulları dağılınca Akkoyunlular’ın hizmetine girerler.
Uzun Hasan bunları elçi olarak Fatih’e gönderir. Fatih insan sarrafıdır. Uzun Hasan’ın mesajıyla ilgilenmez bile. Ama gözünü elçilerden alamaz. Bu iki âlime hayran olur ve ne eder eder onları Osmanlı’ya kazandırır.
Gel zaman git zaman Mustafa İmâdinin oğluyla Ali Kuşçu’nun kızı evlenirler. Bu kutlu izdivaçtan, nurlu Ahmed (Ebussuud Efendi) doğar. Ebussûud Efendinin babası Şeyh Yavsi (İskilipte medfundur) hünkârların şeyhi, şeyhlerin hünkârı diye tanınır. Özellikle II. Bayezid ona çok hürmet eder. Eh böylesi bir ailede gün boyu ilim konuşulur, hele çocuk Ebussuud Efendi gibi bir zeka küpüyse minicikken ilim ehli olur. Dahası Müeyyedzâde ve Mevlâna Seyyidi Karamâni’nin tedrisinden geçer. Nitekim Akşemseddin’in halifelerinden İbrahim Tennûri Hazretleri’nin feyzli sohbetlerine kavuşur, ulaşır kemâle.
PAŞAZADE HAZRETLERİNİN GÖZDESİ
İbn-i Kemâlpaşa, Ebussuud Efendiyi gördüğü gün bir kenara yazar. Onu genç yaşta İshâkpaşa Medreselerine müderris yapar. Sonra Bursa ve İstanbul kâdılığına getirir ki bunlar büyük makâmlardır. Zira o devrin kâdıları aynı zamanda belediye başkanıdırlar. Mübarek çok sıkı çalışır, ona ayak uydurmak çok zordur. Ancak öylesine ehil ve öylesine çalışkandır ki ara basamakları atlaya atlaya yükselir ve genç yaşta kadıasker olur. Kânuni ile Macaristan seferine katılır, askerle bıkıp usanmadan sohbet eder, onları zafere inandırır. Budin’de ilk hutbeyi o okur. Süleymaniye’nin temeline ilk taşı o koyar. Sultanı Kıbrıs’ın fethine ikna eder. Nitekim bir ilim adamının varacağı son noktaya getirilir ve tam 30 yıl (dile kolay) şeyhülislâmlık yapar.
Ebussuud Efendi sade giyinir ama çok heybetlidir. Güler yüzlü ve tatlı dillidir. Üslubu latifelidir ve çocuklarla yakından ilgilenir. Arapça sorana arapça, farisi sorana farisi cevap verir. Şiirli suallere çok sanatlı karşılıklar hazırlar. Sıradan insanları bile ciddiye alır, basit sualleri dahi savuşturmaz, muhatap anlayıncaya kadar izah eder. Ebusuud efendi sadece insanların değil cinlerin de meseleleri ile ilgilenir. (Mübareğin cinlere yazdığı fetvalar Eyüp’de Yazılı Medresenin duvarlarında bulunuyordu. Ancak hem Hind, hem Arap harflerine benzeyen bu esrarlı yazılar okunamadı ve zamanla boyatılarak kapatıldı)
Ebusuud Efendi Sultan Süleyman’a “Kânuni” adını kazandıran kânunların mimarıdır. Özellikle o devirde şiddetle ihtiyaç olan ârazi kanunnamesini yazar, Tımar ve zâametleri sisteme sokar.
HIZI BAŞ DÖNDÜRÜR
Devlet işlerinde yanındakilerin tahâmmül edemiyeceği bir süratle çalışır. Kâtiplerin bir kısmı günün ilk yarısı kalem oynatırlar, bir kısmı ikinci yarısı yumulurlar kağıda. Mübarek çok prensiplidir. Yapılmasına karar verilen işleri asla unutmaz. Vakitli vakitsiz teftiş eder, eksiklikleri aksaklıkları gözüyle görür ve yerinde giderir. Ebussuud Efendi 20 mükemmel kitap hazırlar ve zaman zaman içli ve mânâlı şiirler yazar.
Hepsi bir yana Mâlulzâde, Hoca Sadettin, Bostanzâde Mehmed ve Bostanzâde Mustafa, Şair Bâki, Kınalızâde, Fudayl bin Ali Cemali ve Ataullah Efendi gibi pırlantaları yetiştirir.
Eh elbette ibadet ehlidir. Uykusuz geçen geceler, onlar için meziyyet değildir. Belki de bu yüzden onu İmam-ı âzam Efendimize benzetirler.
Eğer yaptığı işleri, yaşadığı günlere bölerseniz şaşırırsınız. Bir insan hem halkla uğraşsın, hem sultanı yalnız bırakmasın. Seferlere çıksın, merasimlere katılsın, kitap yazsın, fetva versin, talebe yetiştirsin, devleti sisteme oturtsun, adli ve idari mes’uliyetleri olsun, müesseseleri kontrol etsin, fikir üretsin, tıkanan işleri yerinde düzeltsin. Hem de hiçbirini aksatmasın. Vallahi zor! Çok zor. Hoş onlar bu yüzden büyüktürler ya.
Eh, mimarı Sinan, kaptanı Barbaros, Şairi Baki, seyyahı Piri Reis, tarihçisi Hoca Saadettin, velisi Yahya Efendi olan bir devrin Şeyhülislâmı da böyle olmalıdır. Ebussuud gibi. (Kuddise sirruh)
Ebussuud Efendi bir sahabe aşığıdır ve Eyyûb Sultan civarına defnedilmeyi vasiyyet eder. Halid bin Zeyd'i (radıyallahu anh) ziyarete gelenler, büyük velinin önünden geçerler.
Ebussuud Efendinin nurlu kabri Eyyûb Meydanı'nda adıyla anılan Dar-ül Hadis'in bahçesindedir.
HOCA ÇELEBİ olarak da bilinir, tam adı MEHMED EBUSSUUD EL-ÎMADI (d. 30. Aralık 1491, İskilip - ö. 23 Ağustos 1574, İstanbul), Osmanlı şeyhülislamı, fıkıh ve tefsir bilgini. Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed'in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunu-dur. Önce babasından, sonra Müeyyedzade Abdurrahman Efendi ile Karamanlı Şeyyid Süleyman'dan ders aldı. 1516'da İnegöl İshak Paşa Medresesi'ne müderris olarak atandı. 1520'de bu görevinden alındı. Kısa süre sonra Davud Paşa, 1522'de Mahmud Paşa, 1525'te Gebze, ertesi yıl Bursa ve 1528'de de İstanbul Fatih sahn-ı seman medreselerinin müderrisliklerine getirildi. 1533'te önce Bursa, sonra İstanbul kadısı oldu. 1537'de Rumeli kazaskerliğine yük-seldi. 1545'te şeyhülislamlığa getirildi ve yaşamı boyunca bu görevde kaldı. Osmanlı şeyhülislamları arasında daha çok verdiği fetvalarla tanınan Ebussuud Efendi, özellikle Batmiliği benimseyen mutasavvıflara karşı koydu. Ebussuud Efendi'nin Türkçe, Farsça ve Arapça 20'den fazla yapıtı vardır. Bunlann en ünlüsü îrşadü'l-Akli's-Selim ila Mezaya'l-Kurani'l-Azîm (1858-59, 2 cilt) adlı Arap-ça Kuran tefsiridir. Ünlü fetvaları ise Şeyhül-islam Ebusuud Efendi Fetvaları (1972, yay. haz. E. Düzdağ) adıyla derlenerek yayımlanmıştır. Ebussuud Efendi şiir de yazmıştır. HAKKINDA YAZILANLAR Tek başına bir ordu...Ebussuud Efendi O gün Süleymaniye Camii cemaate dar gelir. Muazzam kalabalığın bir ucu Mercan yokuşundadır, bir ucu Vefa sokaklarında. Kolay değil bir devre mührünü vuran sultan, Muhteşem Süleyman yoktur artık. Ebussuud Efendi “Allah için namaza” diye bağırır, Mübelliğler haykırırlar “Er kişi niyetine” Ses dalga dalga yayılır uzaklara. Kanûni, Zembilli Ali Efendi, İbn-i Kemâlpaşa, İmam-ı Birgivî gibi zirvelerin sohbetinde yetişir. Yahya Efendi gibi bir derya ile süt kardeştir. Eh böylesi biri ölümü çok düşünse gerektir. Nitekim kabrini sağlığında kazdırır. Ölmeden toprağını avuçlar, fatihalar okur kendi mezarına. SEN KENDİNİ KURTARDIN AMA... Sultanın naaşı tam mezarına bırakılacaktır ki, elindeki çekmeceyi tabutun yanına sıkıştırmaya çalışan bir saray ağası Ebussuud Efendi’nin dikkatini çeker, mübârek derhal müdahale eder “Dur bakayım!” der, “Neler oluyor orada?” -Bu emaneti mezara bırakmam gerek. -Olmaz! Böyle bir şey caiz değil. -Sultanımız vasiyyet ettiler ama. -Vasiyyet mi? İçinde ne var acaba? -Bilmiyorum efendim. -Ver bakayım şu çekmeceyi. Adamcağız uzatır, Şeyhülislâm uzanır. Lâkin tam o sıra kalabalık dalgalanır, çekmece yere düşer. Ortalığa yüzlerce kâğıt yayılır. Ebussuud Efendi bunlardan birini eline alır. Altında kendi mührünü görmez mi? Gözü kararır, rengi uçar. Benzinde tek damla kan kalmaz, bildiğiniz kül kesilir. Hemen oracığa çöker, yumruklarını şakaklarına dayar. Zor duyulan bir sesle “Ah Süleyman ah!” der, “Sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?” İKİ GÖZDE ELÇİ Ali Kuşçu ve Mustafa İmâdi Uluğ Bey’in yanında yetişmiş birer zirvedirler. Hem gökleri kitap gibi okur, hem de hastalıkları teşhis ederler. Şairdirler, ediptirler. Tarihi, coğrafyayı iyi bilirler. Timuroğulları dağılınca Akkoyunlular’ın hizmetine girerler. Uzun Hasan bunları elçi olarak Fatih’e gönderir. Fatih insan sarrafıdır. Uzun Hasan’ın mesajıyla ilgilenmez bile. Ama gözünü elçilerden alamaz. Bu iki âlime hayran olur ve ne eder eder onları Osmanlı’ya kazandırır. Gel zaman git zaman Mustafa İmâdinin oğluyla Ali Kuşçu’nun kızı evlenirler. Bu kutlu izdivaçtan, nurlu Ahmed (Ebussuud Efendi) doğar. Ebussûud Efendinin babası Şeyh Yavsi (İskilipte medfundur) hünkârların şeyhi, şeyhlerin hünkârı diye tanınır. Özellikle II. Bayezid ona çok hürmet eder. Eh böylesi bir ailede gün boyu ilim konuşulur, hele çocuk Ebussuud Efendi gibi bir zeka küpüyse minicikken ilim ehli olur. Dahası Müeyyedzâde ve Mevlâna Seyyidi Karamâni’nin tedrisinden geçer. Nitekim Akşemseddin’in halifelerinden İbrahim Tennûri Hazretleri’nin feyzli sohbetlerine kavuşur, ulaşır kemâle. PAŞAZADE HAZRETLERİNİN GÖZDESİ İbn-i Kemâlpaşa, Ebussuud Efendiyi gördüğü gün bir kenara yazar. Onu genç yaşta İshâkpaşa Medreselerine müderris yapar. Sonra Bursa ve İstanbul kâdılığına getirir ki bunlar büyük makâmlardır. Zira o devrin kâdıları aynı zamanda belediye başkanıdırlar. Mübarek çok sıkı çalışır, ona ayak uydurmak çok zordur. Ancak öylesine ehil ve öylesine çalışkandır ki ara basamakları atlaya atlaya yükselir ve genç yaşta kadıasker olur. Kânuni ile Macaristan seferine katılır, askerle bıkıp usanmadan sohbet eder, onları zafere inandırır. Budin’de ilk hutbeyi o okur. Süleymaniye’nin temeline ilk taşı o koyar. Sultanı Kıbrıs’ın fethine ikna eder. Nitekim bir ilim adamının varacağı son noktaya getirilir ve tam 30 yıl (dile kolay) şeyhülislâmlık yapar. Ebussuud Efendi sade giyinir ama çok heybetlidir. Güler yüzlü ve tatlı dillidir. Üslubu latifelidir ve çocuklarla yakından ilgilenir. Arapça sorana arapça, farisi sorana farisi cevap verir. Şiirli suallere çok sanatlı karşılıklar hazırlar. Sıradan insanları bile ciddiye alır, basit sualleri dahi savuşturmaz, muhatap anlayıncaya kadar izah eder. Ebusuud efendi sadece insanların değil cinlerin de meseleleri ile ilgilenir. (Mübareğin cinlere yazdığı fetvalar Eyüp’de Yazılı Medresenin duvarlarında bulunuyordu. Ancak hem Hind, hem Arap harflerine benzeyen bu esrarlı yazılar okunamadı ve zamanla boyatılarak kapatıldı) Ebusuud Efendi Sultan Süleyman’a “Kânuni” adını kazandıran kânunların mimarıdır. Özellikle o devirde şiddetle ihtiyaç olan ârazi kanunnamesini yazar, Tımar ve zâametleri sisteme sokar. HIZI BAŞ DÖNDÜRÜR Devlet işlerinde yanındakilerin tahâmmül edemiyeceği bir süratle çalışır. Kâtiplerin bir kısmı günün ilk yarısı kalem oynatırlar, bir kısmı ikinci yarısı yumulurlar kağıda. Mübarek çok prensiplidir. Yapılmasına karar verilen işleri asla unutmaz. Vakitli vakitsiz teftiş eder, eksiklikleri aksaklıkları gözüyle görür ve yerinde giderir. Ebussuud Efendi 20 mükemmel kitap hazırlar ve zaman zaman içli ve mânâlı şiirler yazar. Hepsi bir yana Mâlulzâde, Hoca Sadettin, Bostanzâde Mehmed ve Bostanzâde Mustafa, Şair Bâki, Kınalızâde, Fudayl bin Ali Cemali ve Ataullah Efendi gibi pırlantaları yetiştirir. Eh elbette ibadet ehlidir. Uykusuz geçen geceler, onlar için meziyyet değildir. Belki de bu yüzden onu İmam-ı âzam Efendimize benzetirler. Eğer yaptığı işleri, yaşadığı günlere bölerseniz şaşırırsınız. Bir insan hem halkla uğraşsın, hem sultanı yalnız bırakmasın. Seferlere çıksın, merasimlere katılsın, kitap yazsın, fetva versin, talebe yetiştirsin, devleti sisteme oturtsun, adli ve idari mes’uliyetleri olsun, müesseseleri kontrol etsin, fikir üretsin, tıkanan işleri yerinde düzeltsin. Hem de hiçbirini aksatmasın. Vallahi zor! Çok zor. Hoş onlar bu yüzden büyüktürler ya. Eh, mimarı Sinan, kaptanı Barbaros, Şairi Baki, seyyahı Piri Reis, tarihçisi Hoca Saadettin, velisi Yahya Efendi olan bir devrin Şeyhülislâmı da böyle olmalıdır. Ebussuud gibi. (Kuddise sirruh) Ebussuud Efendi bir sahabe aşığıdır ve Eyyûb Sultan civarına defnedilmeyi vasiyyet eder. Halid bin Zeyd'i (radıyallahu anh) ziyarete gelenler, büyük velinin önünden geçerler. Ebussuud Efendinin nurlu kabri Eyyûb Meydanı'nda adıyla anılan Dar-ül Hadis'in bahçesindedir.
Web adresi henüz eklenmemiş. Eklemek için düzenle simgesine tıklayınız.
Güncelleyen: kaynakca.info
Gönder
Daha fazla yorum getir
Eserler yükleniyor...
Bahaeddin YEDİYILDIZ
Institution du Vaqf au XVIIIè Siècle en Turquie-étude Socio-Historique
Ankara, 1990, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Kitap
Fransızca
Bu Kitap
12
kez
görüntülendi.
Ahmed Akgündüz
İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi
Ankara, 1988, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Kitap
Türkçe
Tarih
Orta Doğu
Osmanlı
İslam
Bu Kitap
14
kez
görüntülendi.
Nazif ÖZTÜRK
Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi
Ankara, 1991, DOKTORA.
Tez
Türkçe
Tarih
Bu Tez
3
kez
görüntülendi.
×
Değişiklikler