×
Önerim var
Türkiye Kaynakçası - kaynakca.hacettepe.edu.tr
Ana Sayfa
Kaynakça Nedir?
S.S.S
İletişim
×
Mesajınız başarıyla kaydedilmiştir.
Gönder
Üye Ol
ÜYE GİRİŞİ
Facebook ile giriş
Beni Hatırla
Üye Ol
|
Parolamı Unuttum
Doğrulama e-postası gelmedi
20 Nisan 12:49
Murat Şereflioğlu
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Murat Şerel..."
19 Nisan 11:38
Oğuz Küçük
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Oğuz Küçük ..."
19 Nisan 10:05
Bilal Altay
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Bilal Altay..."
18 Nisan 17:36
Emir Erdil
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4.Ödev Öğrenci: Emir Erdil Ö..."
18 Nisan 17:26
Sıla Hilal Durna
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Sıla Hilal ..."
18 Nisan 17:18
Melis Doğan
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Melis Doğan..."
17 Nisan 16:15
Zühtü Ulusoy
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde Bulunan İki Falnâme ve Resimleri
adlı eseri beğendi.
16 Nisan 23:57
Burhan Alp Dursun
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Burhan Alp ..."
16 Nisan 13:26
Burak Sezgin
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Öğrenci: Burak Sezgi..."
16 Nisan 12:36
Deniz Göçmen
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. ödev Öğrenci:Deniz Göçmen..."
16 Nisan 12:31
Sefer Can
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 4. Ödev Ôğrenci: Sefer Can K..."
16 Nisan 11:34
Yağmur Çimen
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"BİLİM TARİHİ 3.ÖDEV Öğrenci Adı:Yağmur Çi..."
16 Nisan 11:32
Yağmur Çimen
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"b..."
16 Nisan 11:20
Mustafa Kayıhan
Bozon
adlı topluluğa katıldı.
16 Nisan 11:20
Yağmur Çimen
Bozon
adlı topluluğa katıldı.
16 Nisan 10:22
Selin Demirel
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"BİLİM TARİHİ 3.ÖDEV Öğrenci Adı: Selin DE..."
16 Nisan 08:49
Baran Çelik
Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi: Bizans
adlı eseri beğendi.
16 Nisan 08:48
Baran Çelik
Bizans Tarihi Yazıları Makaleler - Bildiriler - İncelemeler
adlı eseri beğendi.
16 Nisan 03:08
Ekrem Umut Türkoğlu
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"BİLİM TARİHİ 3.ÖDEV Öğrenci Adı:Ekrem Umu..."
16 Nisan 03:08
Kerem Gürbüz
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Ad-Soyad:İsmail KeremGürbüz Öğrenci No:22..."
16 Nisan 03:05
Kerem Gürbüz
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Ad-Soyad:İsmail KeremGürbüz Öğrenci No:22..."
16 Nisan 01:55
Fatma Çavdaroğlu
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"BİLİM TARİHİ 3. ÖDEV Öğrenci Adı: Fatma Ç..."
16 Nisan 01:24
Meryem Çelik
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3. Ödev Öğrenci: Meryem Çeli..."
16 Nisan 01:09
Erencan Sevimli
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3.Ödevi Öğrenci : Erencan Se..."
16 Nisan 00:06
Ali Mert Okçu
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3. Ödev Öğrenci: Ali Mert Ok..."
15 Nisan 23:55
Yağmur Gülseri Erol
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3.Ödev Yağmur Gülseri Erol Ö..."
15 Nisan 22:47
Ali Mert Okçu
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3. Ödev Öğrenci: Ali Mert Ok..."
15 Nisan 22:32
Dilara Pilavcılar
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3. Ödev Öğrenci: dilara pila..."
15 Nisan 22:29
Meryem Çelik
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Bilim Tarihi 3. Ödev Öğrenci: Meryem Çeli..."
15 Nisan 22:16
Kerem Gürbüz
Bozon
adlı topluluğa bir mesaj yazdı:
"Ad-Soyad:İsmail KeremGürbüz ..."
Hulusi
Hulusi
BEHCET
BEHCET
Paylaş
Türkiye’nin en büyük dermatologu olarak bilinen Hulusi Behçet, 20 Şubat 1889’da İstanbul’da doğdu. Genç yaşta annesini kaybettiğinden, büyükannesi tarafından büyütüldü. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk eğitimini o dönemler Osmanlı Devleti'nde bulunan Şam'da tamamlamıştır.
Türkiye’nin en büyük dermatologu olarak bilinen Hulusi Behçet, 20 Şubat 1889’da İstanbul’da doğdu. Genç yaşta annesini kaybettiğinden, büyükannesi tarafından büyütüldü. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk eğitimini o dönemler Osmanlı Devleti'nde bulunan Şam'da tamamlamıştır.
İstatistikler
Yorumlar
Aldığı Atıflar
Eserleri
Özgeçmiş
Türkiye’nin en büyük dermatologu olarak bilinen Hulusi Behçet, 20 Şubat 1889’da İstanbul’da doğdu. Genç yaşta annesini kaybettiğinden,
büyükannesi tarafından büyütüldü.
Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk eğitimini o dönemler Osmanlı Devleti'nde bulunan Şam'da tamamlamıştır.
Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp eğitimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde
Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. Tıp eğitimini 1910’da tamamlayıp 1914 Temmuzuna kadar
Gülhane Dermatoloji Kliniği'nde Eşref Ruşen, Talat Çamlı ve bakteriyolog Reşat Rıza hocaların yanında asistan olarak çalışmıştır.
1914-1918 yılları arasında; önce Kırklareli Askeri Hastanesi’nde başhekim yardımcısı olarak, ardından Edirne Askeri Hastanesi’nde
dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak bulundu. I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1918 Ağustosunda evvela Budapeşte'de,
sonra Berlin'de Charité Hastanesi'nde çalıştı. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.
1919 Ekiminde yurda döndükten sonra bir süre serbest çalışmaya başladı. 1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir.
Aynı sene Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi Başhekimliği'ne tayin edildi. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Vakıf Guraba Hastanesi
dermatoloji uzmanlığına nakledildi. Soyadı kanunu kabul edildikten sonra, Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk'ün arkadaşlarından olan babası
Ahmet Behçet'in, parlak ve çok zeki anlamına gelen ve adı olan Behçet'i soyadı olarak almıştır.
1933'de eski Darü'l-Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla
Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Profesör unvanını alan ilk Türk akademisyeni olan Hulusi Behçet,
1939 yılında ise bu kez aynı üniversitenin aynı bölümünde ordinaryus profesör unvanını aldı.
Hulusi Behçet dermatolojide bir çok konuyu ayrıntılı bir şekilde inceledi. 1920 yılından itibaren çeşitli dernek toplantılarında
ve bazı yazılarında deri layşmanyazında (şark çıbanı) çivi belirtisi bulunduğundan bahsetmeye başladı. O dönemin önde gelen deri hastalıkları
uzmanlarından biri olan Dr. Abimelek,3 Hulusi Behçet'in çivi belirtisi tanımını şöyle nakletmektedir: "Önce bir nodül ortaya çıkar.
Bu nodül ülserleşirse üzerinde bir krut gelişir. Bu krut altına sıkı bir şekilde yapışık olup, kaldırılması güçtür. Kaldırıldığı zaman zemininde
aynen diskoid lupus eritematozusta olduğu gibi kruta dik olarak çıkan veya kopan, her biri yaklaşık olarak 2 mm çapında çivi şeklindeki uzantılar görülür.
Çivi belirtisi klinik tablonun patognomonik bulgularıdır ve histolojik tabloya da yansır. " Bu dönemde deri layşmanyazında
Kyrle ve Reenstierna histolojik çalışmalar yapmışlarsa da, Hulusi Behçet'in ısrarla üzerinde durduğu çivi belirtisinden bahsetmemişlerdir.
Bunun dışında, yine o yıllarda, ülkemizdeki arpa uyuzları konusunda çok sayıda yazı yazdı. Hatta yurdumuza ait parazitlerin tür ve cinslerini
de saptadı. Karadeniz kıyılarında arpa çuvallarını taşıyan hamalların arpa uyuzuna yakalanmamak veya tedavi amacıyla sık sık denize girdikleri
şeklindeki gözlemini sonraki yıllarda yazdığı ders kitabında belirtmiştir.
1930'da davetli olarak Kopenhag'da yapılan dermatoloji kongresine katılan Hulusi Behçet, yine 1930'lu yıllarda incir dermatitleri
üzerinde durmaya başlamıştır. Senelerce ham incir dermatiti üzerine çalışmak ve yazı yazmak suretiyle bu dermatozun Balkanlarda ve nihayet
Fransa ve Amerika'da tanınmasını sağlamıştır. İstanbul'da ilkbahar ve yaz aylarında incir ve incir yaprakları ile ilgilenen şahıslarda,
sonbaharda ise incir ürünleriyle ilgilenen kişilerde meydana gelen, biri diğerinden farklı iki klinik tabloyu senelerce gözlemiştir.
Bir çok klinik tabloyla karışabileceği için incir dermatitlerini, ülkemizde tanınması için önce 1933 yılında Pratik Doktor adlı dergide yayınlamıştır.
Daha sonra çeşitli olguları dermatoloji derneği toplantılarında sunmuş, en sonunda da Fransız Dermatoloji Derneği Bülteni'nde yayınlamıştır.
1936 yılında zamanın en önemli dermatoloji dergilerinden biri olan "Dermatologische Wochenschrift"in ve Medizinische Welt'in yazı kuruluna görev yaptı.
Hulusi Behçet, 21, 7 ve 3 yıl takip ettiği üç hastada ağız ve genital bölgede aftöz belirtiler, gözde de çeşitli bulgular bulunduğunu gözledi ve
bunun bilinen hastalıklardan farklı olduğunu düşündü. 1937'de bu görüşlerini "Dermatologische Wochenschrift" de yazdı ve aynı yıl Paris'te
Dermatoloji toplantısında sundu.1938'de bu konuyla ilgili daha detaylı bir yazıyı yine aynı dergide yayınladı. Aynı yıl Dr. Niyazi Gözcü ve
Prof. Frank benzer semptomları içeren iki olgu daha yayınladılar. Arkasından Avrupa'dan yeni bildiriler de geldi.
Böylece Avrupalı doktorlar yeni bir hastalığın varlığına karar verdiler. Oftalmologlar Behçet hastalığını kabul etmeye başladılar,
ancak dermatologlar bu yeni hastalığı ısrarla inkar ettiler. Bu tablonun pemfigus, ulkus vulva akutum, dermatomiyozit, Neumann'ın aftozisi,
eritema eksudativum multiforme ve benzerlerinin semptomları olduğunda üstelediler. Bu olaylar sürerken Dünyanın diğer yörelerinden bazı yeni olgular
daha bildirildi ve bu yayınların sonucunda bütün dünya yeni bir hastalıkla yüzleştiğini en sonunda kabul etmek zorunda kaldı.
1947'de Zürih Tıp Fakültesinden Prof. Mischner'in Uluslararası Cenevre Tıp Kongresinde yaptığı bir öneriyle, Dr. Behçet'in bu buluşu
"Morbus Behçet" olarak adlandırıldı. Böylece daha başlangıçta Behçet Sendromu, Trisymptom Behçet, Morbus Behçet adlandırmalar ortaya çıktı.
Onun araştırma, yazma ve tartışmaya olan merakı entelektüel bir karakter olmasını sağlamıştır. Uzmanlığın ilk yıllarından başlayarak bir çok ulusal
ve uluslararası kongrelere orijinal makaleleriyle katılmış, ülkemizde ve yurtdışında bir çok makalesi de yayınlanmıştır. Ünlü Alman patolojicisi
Prof. Schwartz onun için : "Behçet, dünya çapında ünlü bir bilim adamı ama Türkiye'de değil." demiş ve eklemiştir: "O, her zaman yurtdışında
buluşlarını tanıtıyor; bunun için onu Türkiye'de bulamıyorsunuz."
Behçet, yeni jenerasyonların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçe'ye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için
uluslararası derlemelerde orijinal olgu sunuları yayınladı. Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği Arşivi adındaki dergiyi ölüm tarihine kadar yayınladı.
Bu dergi 1934'ten 1947'ye kadar Türkiye'deki Dermatoloji organı görevini sürdürdü ve 1948'de İstanbul'da hayatını kaybetti.
Türkiye’nin en büyük dermatologu olarak bilinen Hulusi Behçet, 20 Şubat 1889’da İstanbul’da doğdu. Genç yaşta annesini kaybettiğinden, büyükannesi tarafından büyütüldü. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk eğitimini o dönemler Osmanlı Devleti'nde bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp eğitimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. Tıp eğitimini 1910’da tamamlayıp 1914 Temmuzuna kadar Gülhane Dermatoloji Kliniği'nde Eşref Ruşen, Talat Çamlı ve bakteriyolog Reşat Rıza hocaların yanında asistan olarak çalışmıştır. 1914-1918 yılları arasında; önce Kırklareli Askeri Hastanesi’nde başhekim yardımcısı olarak, ardından Edirne Askeri Hastanesi’nde dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak bulundu. I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1918 Ağustosunda evvela Budapeşte'de, sonra Berlin'de Charité Hastanesi'nde çalıştı. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. 1919 Ekiminde yurda döndükten sonra bir süre serbest çalışmaya başladı. 1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Aynı sene Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi Başhekimliği'ne tayin edildi. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Vakıf Guraba Hastanesi dermatoloji uzmanlığına nakledildi. Soyadı kanunu kabul edildikten sonra, Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk'ün arkadaşlarından olan babası Ahmet Behçet'in, parlak ve çok zeki anlamına gelen ve adı olan Behçet'i soyadı olarak almıştır. 1933'de eski Darü'l-Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Profesör unvanını alan ilk Türk akademisyeni olan Hulusi Behçet, 1939 yılında ise bu kez aynı üniversitenin aynı bölümünde ordinaryus profesör unvanını aldı. Hulusi Behçet dermatolojide bir çok konuyu ayrıntılı bir şekilde inceledi. 1920 yılından itibaren çeşitli dernek toplantılarında ve bazı yazılarında deri layşmanyazında (şark çıbanı) çivi belirtisi bulunduğundan bahsetmeye başladı. O dönemin önde gelen deri hastalıkları uzmanlarından biri olan Dr. Abimelek,3 Hulusi Behçet'in çivi belirtisi tanımını şöyle nakletmektedir: "Önce bir nodül ortaya çıkar. Bu nodül ülserleşirse üzerinde bir krut gelişir. Bu krut altına sıkı bir şekilde yapışık olup, kaldırılması güçtür. Kaldırıldığı zaman zemininde aynen diskoid lupus eritematozusta olduğu gibi kruta dik olarak çıkan veya kopan, her biri yaklaşık olarak 2 mm çapında çivi şeklindeki uzantılar görülür. Çivi belirtisi klinik tablonun patognomonik bulgularıdır ve histolojik tabloya da yansır. " Bu dönemde deri layşmanyazında Kyrle ve Reenstierna histolojik çalışmalar yapmışlarsa da, Hulusi Behçet'in ısrarla üzerinde durduğu çivi belirtisinden bahsetmemişlerdir. Bunun dışında, yine o yıllarda, ülkemizdeki arpa uyuzları konusunda çok sayıda yazı yazdı. Hatta yurdumuza ait parazitlerin tür ve cinslerini de saptadı. Karadeniz kıyılarında arpa çuvallarını taşıyan hamalların arpa uyuzuna yakalanmamak veya tedavi amacıyla sık sık denize girdikleri şeklindeki gözlemini sonraki yıllarda yazdığı ders kitabında belirtmiştir. 1930'da davetli olarak Kopenhag'da yapılan dermatoloji kongresine katılan Hulusi Behçet, yine 1930'lu yıllarda incir dermatitleri üzerinde durmaya başlamıştır. Senelerce ham incir dermatiti üzerine çalışmak ve yazı yazmak suretiyle bu dermatozun Balkanlarda ve nihayet Fransa ve Amerika'da tanınmasını sağlamıştır. İstanbul'da ilkbahar ve yaz aylarında incir ve incir yaprakları ile ilgilenen şahıslarda, sonbaharda ise incir ürünleriyle ilgilenen kişilerde meydana gelen, biri diğerinden farklı iki klinik tabloyu senelerce gözlemiştir. Bir çok klinik tabloyla karışabileceği için incir dermatitlerini, ülkemizde tanınması için önce 1933 yılında Pratik Doktor adlı dergide yayınlamıştır. Daha sonra çeşitli olguları dermatoloji derneği toplantılarında sunmuş, en sonunda da Fransız Dermatoloji Derneği Bülteni'nde yayınlamıştır. 1936 yılında zamanın en önemli dermatoloji dergilerinden biri olan "Dermatologische Wochenschrift"in ve Medizinische Welt'in yazı kuruluna görev yaptı. Hulusi Behçet, 21, 7 ve 3 yıl takip ettiği üç hastada ağız ve genital bölgede aftöz belirtiler, gözde de çeşitli bulgular bulunduğunu gözledi ve bunun bilinen hastalıklardan farklı olduğunu düşündü. 1937'de bu görüşlerini "Dermatologische Wochenschrift" de yazdı ve aynı yıl Paris'te Dermatoloji toplantısında sundu.1938'de bu konuyla ilgili daha detaylı bir yazıyı yine aynı dergide yayınladı. Aynı yıl Dr. Niyazi Gözcü ve Prof. Frank benzer semptomları içeren iki olgu daha yayınladılar. Arkasından Avrupa'dan yeni bildiriler de geldi. Böylece Avrupalı doktorlar yeni bir hastalığın varlığına karar verdiler. Oftalmologlar Behçet hastalığını kabul etmeye başladılar, ancak dermatologlar bu yeni hastalığı ısrarla inkar ettiler. Bu tablonun pemfigus, ulkus vulva akutum, dermatomiyozit, Neumann'ın aftozisi, eritema eksudativum multiforme ve benzerlerinin semptomları olduğunda üstelediler. Bu olaylar sürerken Dünyanın diğer yörelerinden bazı yeni olgular daha bildirildi ve bu yayınların sonucunda bütün dünya yeni bir hastalıkla yüzleştiğini en sonunda kabul etmek zorunda kaldı. 1947'de Zürih Tıp Fakültesinden Prof. Mischner'in Uluslararası Cenevre Tıp Kongresinde yaptığı bir öneriyle, Dr. Behçet'in bu buluşu "Morbus Behçet" olarak adlandırıldı. Böylece daha başlangıçta Behçet Sendromu, Trisymptom Behçet, Morbus Behçet adlandırmalar ortaya çıktı. Onun araştırma, yazma ve tartışmaya olan merakı entelektüel bir karakter olmasını sağlamıştır. Uzmanlığın ilk yıllarından başlayarak bir çok ulusal ve uluslararası kongrelere orijinal makaleleriyle katılmış, ülkemizde ve yurtdışında bir çok makalesi de yayınlanmıştır. Ünlü Alman patolojicisi Prof. Schwartz onun için : "Behçet, dünya çapında ünlü bir bilim adamı ama Türkiye'de değil." demiş ve eklemiştir: "O, her zaman yurtdışında buluşlarını tanıtıyor; bunun için onu Türkiye'de bulamıyorsunuz." Behçet, yeni jenerasyonların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçe'ye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde orijinal olgu sunuları yayınladı. Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği Arşivi adındaki dergiyi ölüm tarihine kadar yayınladı. Bu dergi 1934'ten 1947'ye kadar Türkiye'deki Dermatoloji organı görevini sürdürdü ve 1948'de İstanbul'da hayatını kaybetti.
http://http://www.hulusibehcet.net/
http://http://www.hulusibehcet.net/
Güncelleyen: kaynakca.info
Gönder
Daha fazla yorum getir
Eserler yükleniyor...
Ferdi ÇİFTÇİOĞLU
II. Abdülhamid Dönemi İzmir’de Salgın Hastalıklar
Manisa, 2014, MASTER.
Tez
Türkçe
Sosyal Bilimler
Tarih
Sağlık
Osmanlı
Bu Tez
304
kez
görüntülendi.
Rüya KILIÇ
“Türkiye’de Frenginin Tarihi”
Kebikeç.
Makale
Türkçe
Tarih
Bu Makale
2
kez
görüntülendi.
×
Değişiklikler